14 Aralık 2010 Salı

8.kapı-anahtar

Sabahın dördünde ekmek ve şarapla Aristo'nun hocası olduğum zamanlardı.
Hep onunlaydım. Hatta O'nun yüzünden o haldeydim.

Bok herif.
Hayatımın en uçuk en güzel en korkunç en sarhoş zamanlarını yaşadım.
Çıktı karşıma yine.

Yok yok sevgilim olmadı hiç. Yani seviştik, tamam. ama hiç ayıkken konuşamadık. Hep gözlerimiz kayıktı, hep saçımız başımız dağınıktı. Hep damarlarımızda zehir olurdu. yoksa katlanamazdık birbirimize. Dünyayı kurtaramayacağımızı anladığımızda birbirimizi bulmuştuk. 6 metrekarelik alanda kendimize bi tabut kurmuştuk. Yaşayıp gidiyorduk karanlık ve öfkeli ve boşvermiş.

Aşık olmuştum bu bok herife. Bi daha da kimseye olmadım zaten. aşk başka türlüyse eyvallah, ama bunun gibisini bi daha yaşamak istemiyorum! Kendi çukuruna beni de mi çekmişti, yoksa ben mi cumburlop atlamıştım, emin değilim...

Sonunda ben çıkmak istedim.
Neden? sigaradan tutuşunca ortalık, beni uyandırmak yerine resimlerine koşmuştu kafasız! Onun gürültüsüne uyanmasaydım bırakıp gidecekti muhtemelen... O an fark ettim.

Tamam hayat boktandı, ama bu tür bi adamla yaşamak bu tür bi ölüm getirecekti...Böyle ölmek daha boktandı.

Umursanmak istiyor insan. Ne kadar kimseyi umursamasa da... Bencilce evet, insanca.

Bıraktım gittim o gün. Aramadı muhtemelen. Ben de aramadım. Toparlanmam uzun zamanımı aldı. Şimdi zehrim sadece şarap, özel zamanlarda.

Nerden çıktı şimdi?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder